El Birliğiyle Ayakta Kalmak: İmece ve Vakıf Geleneği
İmece, bir kişinin veya topluluğun tek başına yapmakta zorlanacağı bir işin, insanların gönüllü biçimde el birliğiyle üstlenilmesidir. Anadolu’da tarla ve hasat işleri, ev yapımı, düğün hazırlıkları ve toplu yemekler gibi emek isteyen işler imeceyle kolaylaştırılmıştır. Bu gelenekte yardım yalnız para vermek değildir; insanlar zamanlarını, emeklerini, araçlarını ve bilgilerini de paylaşır. Tören keşkeği geleneğinde malzeme ile iş gücünün köylüler tarafından güçleri oranında sağlanması, imecenin günümüzde yaşayan örneklerinden biridir. [1][2]
Vakıf geleneği ise geçici bir yardımı kalıcı ve düzenli bir toplumsal hizmete dönüştürmüştür. Vakıf, bir malın veya o maldan elde edilen gelirin dinî, sosyal ya da hayır amacıyla sürekli olarak ayrılmasıdır. Türk-İslâm şehirlerinde vakıflar; mektep, medrese, kütüphane, aşevi, hastane, misafirhane, çeşme, köprü ve yol gibi hizmetlerin kurulmasına ve sürdürülmesine katkı sağlamıştır. Osmanlı mahallelerindeki avârız sandıkları ile esnaf yardımlaşma sandıkları da ortak kaynakları mahalle ihtiyaçları ve esnafın sosyal-ekonomik güçlükleri için kullanarak dayanışmayı kurallı bir yapıya bağlamıştır. [3][4]
İmece ile vakıf birbirini tamamlayan iki anlayıştır: İmece ihtiyaç ortaya çıktığında insanları harekete geçirir, vakıf ise yapılan iyiliğin nesiller boyunca devam etmesini sağlar. Diyanet kaynaklarında yardımlaşma, paylaşma ve fedakârlık huzurlu toplum hayatının temel değerleri arasında gösterilir; Atatürk de millî varlığın temelini millî bilinçte ve millî birlikte görmüştür. Ancak dayanışmanın gerçek gücü yalnızca kalabalık olmakta değil; güven, adalet, gönüllülük, sorumluluk ve ortak emeğe saygı göstermektedir. Bu değerler aileden mahalleye, okuldan iş hayatına kadar yaşatıldığında toplum, yalnız zor günlerde birleşen değil, geleceğini de birlikte kurabilen sağlam bir millet hâline gelir. [5][6]

