Ocağın Etrafında Kurulan Güç: Türk Aile Yapısı
Eski Türkçe metinlere dayanan tarih araştırmalarında aile ve yakın akrabalık çevresi için “oguş” kelimesinin kullanıldığı belirtilir. Bu kavram, bireyi yalnız başına değil; soy, akrabalık ve karşılıklı sorumluluk bağları içinde düşünür. Bununla birlikte Türk aile yapısı tarih boyunca tek ve değişmez bir kalıp olmamıştır. Yaşanılan bölgeye, geçim biçimine, şehirleşmeye ve dönemin sosyal şartlarına göre geniş aile ile çekirdek aile biçimleri farklı ölçülerde görülmüştür. [1][2]
Aile, yalnızca aynı çatı altında yaşayan kişilerin oluşturduğu bir birlik değildir; çocuğun dili, davranışı, sorumluluğu ve birlikte yaşama ahlâkını ilk öğrendiği yerdir. Atatürk, çocukların susturulmak yerine düşüncelerini açıkça söylemeye teşvik edilmesini, başkalarının samimi fikirlerine saygı duymasını ve yurt, millet, aile ve yurttaş sevgisiyle yetişmesini istemiştir. Bu anlayışa göre güçlü aile; korkuya değil güvene, baskıya değil eğitime, dinlemeye ve karşılıklı saygıya dayanır. [3][4]
Aileyi ayakta tutan bağ yalnızca kan bağı değildir. Sevgi, merhamet, sadakat, güven, yardımlaşma, sorumluluk, adalet ve nezaket günlük hayatın içinde yaşatıldığında aile, zor zamanlarda insanı yalnız bırakmayan bir dayanışma ocağına dönüşür. Aile içinde öğrenilen paylaşma ve hakkaniyet komşuluğa, okula, iş hayatına ve toplumun diğer alanlarına taşındığında milletin dayanışma gücü de artar. Böylece gelenek, yalnızca geçmişten kalan bir alışkanlık değil, insanları birbirine karşı sorumlu kılan canlı bir değer hâline gelir. [3]

